Çocuk olmak… Bir zamanlar oyun demekti, sokak demekti, masumiyet demekti. Bugün ise çocuk olmak, daha çocukluğunu yaşayamadan büyümek; hatta bazen büyüyemeden toprağa verilmek demek.
Yaşadığımız bu zaman diliminde acı, çocukluğun tam ortasına yerleşmiş durumda. Henüz 15 yaşındaki birinin, 17 yaşındaki bir gencin hayatına son vermesi… Kâğıt üzerinde ikisi de “çocuk”. Ama gerçekte biri, çocuk olamayacak kadar canileşmiş; diğeri ise hayatının baharında, umutlarıyla birlikte koparılıp alınmış bir genç.
İşte tam da bu noktada “çocuk” kavramı anlamını yitiriyor. Çünkü çocukluk; merhametle, vicdanla, güvenle var olabilir. Elinde bıçak olan bir beden çocuk sayılabilir mi? Yoksa asıl çocuk, yaşaması gereken yıllarda mezar taşına ismi yazılan mıdır?
Bugün çocukluğu koruyamıyoruz. Çünkü çocukları saran dünya, onları ya kurban ya da fail olmaya zorluyor. Sokaklar güvensiz, duygular öfkeli, vicdanlar yorgun. Genç, çocuk demeden aramızda dolaşan katiller gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.
Bu şartlar altında yaşamak değil, yaşayabilmek zor. Her sabah haber bültenlerinde başka bir acı, başka bir yarım kalmış hayat… İnsan ister istemez şunu soruyor: Bu çocuklar böyle olmadıysa, kim yaptı onları böyle?
Belki de en büyük suç, çocukların çocuk kalmasına izin vermeyen bu düzende. Ve belki de en ağır vebal, gördüğümüz halde susmamızda.
Çünkü çocuk olmak bu devirde gerçekten çok zor.
Ama çocuk kalamamak, hepimiz için çok daha büyük bir utanç.
Hatice Y.


