Yazan: [Hatice Y.]
Akran zorbalığı aldı başını gidiyor. Bugün, bir öğrencinin okul yolunda yaşadığı baskı, bir velinin geceleri içini kemiren endişesine dönüşmüş durumda. Eğitim sisteminde adeta bir kaos gibi büyüyen bu sorun, okumaya, kendine güvenmeye ve hayata tutunmaya çalışan gençlerin önüne koca bir duvar örüyor.
Aileler, çocuklarının yalnızca derslerinde değil, sosyal çevrelerinde de ayakta kalabilmesi için büyük bir mücadele veriyor. Ancak bu mücadele çoğu zaman sessiz bir çığlığa dönüşüyor. Çünkü artık sadece okullarda değil, sokaklarda da zorbalığın farklı biçimlerine rastlıyoruz.
Suç yaşının giderek düştüğü, çocukların eline bıçak, sopa, hatta silah aldığı bir dönemdeyiz. Yolda yürürken bir çocuğun bir kıza sözlü tacizde bulunması, bir bisiklet yüzünden çıkan kavganın bıçaklı saldırıya dönüşmesi, toplumun kanayan yarası haline geldi. Bu manzaralar sadece korku değil, çaresizlik de yayıyor.
Hem sokaklar hem de okullar artık oyun alanı olmaktan çıktı; suçun ve korkunun gölgesinde kalan mekânlara dönüştü. Bu durum, sadece güvenliği değil, çocukların özgürce düşünme ve gelişme hakkını da tehdit ediyor. Geleceğe dair umutlarımız, birer birer sömürülüyor.
Üstelik sorun sadece fiziksel şiddetle sınırlı değil. Madde bağımlılığı, dijital oyun tuzakları, sahte kahramanların övüldüğü diziler, “ağır abi” tiplemeleri… Tüm bunlar, gençlerin zihinlerinde yanlış bir güç algısı yaratıyor. Toplumsal değerler erozyona uğrarken, nesiller arası uçurum derinleşiyor.
Korkuların en büyüğü artık cana kast edilen, mazluma yapılan, bazen sözle bazen de eylemle işlenen şiddet… Peki, bu karanlık nereye kadar sürecek? Ne zaman duracak?
Cevap belki de hepimizin elinde. Çünkü zorbalığı durdurmak, önce susmamaktan geçiyor.


